Prof. Dr. Mert Dumantepe

Başlıklar

Pelvik Konjesyon Sendromu Tanısı Nasıl Konulur?

Fiziki Muayene

Vulva veya vajen bölgesinde belirgin variköz damar genişlemeleri bulunan, şiddetli alt karın ağrısı çeken hastalarda “Pelvik konjesyon Sendromu” akla gelmesi tanıyı kolaylaştırmaktadır. PKS olan hastalar birden fazla kere bacak varisleri nedeniyle ameliyat olmuş ancak şikayetleri geçmemiş ve varisleri tekrarlamıştır. Başlangıç tanı yöntemi olarak Pelvik ultrasonografi, Manyetik Rezonans Venografi (MRV) veta bilgisayarlı tomografi (BT) ilk kullanılan yöntemler arasında yer almaktadır.

Pelvik Ultrasonografi İncelemesi

Pelvik konjesyon sendromu tanısında, Doppler ultrasonografi hızlı, non-invaziv, ağrısız ve kolay uygulanabilen bir tanı yöntemi olması nedeniyle çoğu zaman ilk olarak tercih edilmektedir. Pelvik ultrasonografi incelemesi hem transabdominal (karın üzerinden), hem de transvajinal (vajen yolu ile) yapılabilmektedir. Pelvik bölge toplardamar kan akımının detaylı incelemesi için, doppler ultrasonografik incelemenin katkısı oldukça fazladır. İncelemenin ayakta veya yatarken valsalva manevrası (ıkınma) ile yapılması dikkat edilmesi gereken, önemli bir noktadır.

Pelvik Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Manyetik Rezonans (MR) Görüntülemesi

Rahim varislerinin detaylı olarak gösterilmesi ve incelenmesinde oldukça faydalı yöntemlerdir. Hem BT hem de MR sadece damarsal yapılar hakkında bilgi sağlamakla kalmaz, aynı zamanda da bu yapıların diğer pelvik anatomik yapılar (özellikle yumurtalıklar ve rahim) ile olan bağlantılarını ortaya koyarlar. İnceleme sırasında, radyasyon kullanılmadığı ve daha ayrıntılı bilgiler vermesi nedeniyle; kontrast (boya) ile yapılan manyetik rezonans venografi (MRV) görüntüleme yöntemi; bilgisayarlı tomografik incelemeye göre daha sıklıkla tercih edilmektedir.


Pelvik bölge varislerinin gösterilmesinde, MRV ya da BT karın içindeki tüm detayları eksiksiz göstermesine rağmen statik görüntülerdir, tanıyı kesinleştirmek için mutlaka doppler ultrasonografi ile dinamik görüntüler alınmalı ve bulgular eşleştirilmedir. Bu açıdan bakıldığında, pelvik konjesyon sendromu tanısında her iki yönteminde kullanımına gereksinim duyulmaktadır.

Pelvik konjesyon sendromu teşhisi için kesin Radyolojik kriterlerler nelerdir?

– 4 mm’den büyük çaplı yumurtalık toplardamarının gösterilmesi,
– Uterus veya rahim içerisinde yer alan toplardamarların iki taraflı olarak pelvik genişlemiş damarlar ile olan bağlantılarının gösterilmesi,
– Pelvik bölge toplardamarları içerisinde yavaşlamış kan akımının (Staz) olması veya
– Yumurtalık toplardamarları (Ovarian venler) içerisinde ıkınmayla tersine toplardamar kan akımının (Reflü) gösterilmesi

Tanısal (Diagnostik) Venografi

Klinik şüphenin fazla olduğu ancak teşhisin tam olarak konulamadığı ancak durumlarda; tanısal (diagnostik) venografi en önemli tanı yöntemidir. Venografik inceleme; anjiografi cihazı ile genellikle sağ kasık toplardamarından (femoral ven) bir ine deliğinden girilerek yapılır. Bu yoldan kasık toplardamarı içerisine yerleştirilen klavuz tel ve yönlendirici kateter yardımıyla; sol ve sağ yumurtalık toplardamarları selektif olarak ayrı ayrı görüntülenir. Bu toplardamarların çapları ve içlerindeki kan akımının yönleri ve hastanın ıkınması ile kaçak (reflü) akımın oluşup oluşmadığına bakılır. Aynı zamanda, yapılan anjiografik incelemede genişlemiş (variköz) rahim toplardamarlara ait görüntüler alınır. Venografi yöntemi; her ne kadar radyasyon gerektirmesi, kullanılan kontrast maddenin nadiren de olsa böbreklere zarar verebilme potansiyeli ve son olarak işlemin anjiografi ünitesinde yapılan invaziv bir işlem olmasına rağmen; diğer tanı yöntemlerine göre üstünlükleri vardır. Bunların en başında, tedavi için günümüzde artan oranda kullanılan transkateter pelvik ven embolizasyonu planlanmasında ve uygulamada kullanılması gelmektedir.