Prof. Dr. Mert Dumantepe

Kronik derin ven trombozu olan her hastada girişimsel tedavi gerekli değildir. Ayaklarda her gün şişlik, ağrı ya da yürüme zorluğu gibi semptomlar varsa, ayak bileklerinde renk değişikliği ve bacakta venöz yaralar oluşmaya başladıysa, bu semptomlar hastanın yaşam kalitesini bozuyorsa, hasta anjiografik tedavi için değerlendirilmeye alınır.
Derin ven trombozu kasık toplardamarı (femoral ven seviyesi) üzerine çıkmış ve karın toplardamarına (iliak ven) ilerlemişse bu hastada damarın kendiliğinden açılma oranı çok düşük, Post trombotik sendrom gelişme olasılığı oldukça yüksektir ve hasta girişimsel tedavi adayıdır.

Anjiografik Tedavi Nasıl Yapılır?

Kronik derin ven trombozunda anjiografi eşliğinde girişimsel tedavi; ancak konuyla ilgili spesifik çalışan hekimlerin bulunduğu tecrübeli merkezde yapılan, özellikli bir tedavi şeklidir. Bu tedaviyi yapacak hekimin hem Doppler Ultrasonografi ve anjiografi cihazlarını çok iyi derecede kullanıyor olması, hemde çıkabilecek muhtemel komplikasyonları tedavi edebilecek cerrahi tecrübeye sahip olması gerekir. Maalesef bu durumdaki hastaların çoğu “kronik derin ven trombozunun tedavisiz bir hastalık olduğu” yanıtını alırlar ve hayatları boyunca uygun bir tedavi alamadan bu hastalıgın kötü sonuçları ile mücadele ederek yaşamak durumunda kalırlar.

Tedavide amaç tıkalı damarları anjiyografi ile açarak kan akımını düzenlemektir. Akut evrede anjiyografi eşliğinde özel kateterler kullanılarak damar içindeki pıhtıyı temizlenir yada eritilir, ancak geç evrede pıhtı temizlemek mümkün değildir, çünkü artık ortada taze, erimeye müsait bir pıhtı yoktur. Geriye taşlaşmış bir skar dokusu kalmış, damar duvarı zedelenmiş veya damar total olarak tıkanmıştır. Tedavide bu taşlamış tıkalı damarın içinde özel kateterler ile geçip bir tünel oluşturulur ve açılan bu tüneli balonla genişletip, bu bölgeye yeniden tıkanmayı engellemek için venöz stent yerleştirilir. Bu hastalar bundan sonraki hayatlarında stentleri oldugu için kan sulandırıcı ilaç kullanırlar.

Girişimsel yolla tedavi uygulanan derin ven trombozu hastaların yaklaşık yarısında altta yatan darlık yaratan lezyon nedeniyle ilave bir müdahale gereksinimi oluşmaktadır. Özellikle karın içinde (iliak venler) darlık yaratan lezyonların balon anjioplasti ve venöz stent implantasyonu ile tedavisi, uzun dönem açıklık sağlanması ve hastalığının tekrarının önlenmesi açısından çok önemlidir. Bu nedenle tedavi sonrası erken dönemde özellikle ilk birkaç hafta yakın takip önerilmektedir.

Tedaviye cevap vermeyen yada yeniden DVT gelişen hastalar değerlendirildiğinde; %90’ındandan fazlasında ilgili toplardamara ait venöz kompresyon yada altta yatan kronik stenoz ortaya çıkar. May-Thurner sendromu (MTS), proksimal DVT gelişen hastaların tedavisi sırasında yapılan tanı testlerinde saptanan en yaygın patolojidir. Bu sendrom sol ana iliak venin, sağ ana iliak atardamar kompresyonu altında kalması ve 5. bel omuru arasında sıkışması ile karaterizedir. Devamlı venöz baskı ile zaman içinde toplardamar içinde yara dokusu gelişir, sonuç olarak iliak vende gelişen darlık iliofemoral DVT ile sonuçlanır.

Sadece kan sulandırıcı ile tedavi edilen iliak ven DVT’li hastaların %70-80’inde anlamlı rekanalizasyon (pıhtı erimesi) gelişmez ve %40 hastada trombüs yayılımı ile yeniden DVT riski devam eder. Çeşitli uluslararası çalışmalarda, May-Thurner sendromuna bağlı akut DVT gelişen ve anjiografik olarak tedavi edilen hasta serilerinde; pıhtıya erken müdahale ve venöz stent implantasyonu ile %100 tedavi başarısı bildirilmiştir. Ayrıca, hastaların takip ultrasonları ile tüm hastalarda venöz kapak fonksiyonun korunduğu gösterilmiştir.