Kronik Derin Ven Trombozu ve Post-trombotik Sendrom Gerçekleri

Merhabalar, bu yazımda hem ülkemiz hemde tüm dünyada yüzbinlerce hastanın ortak sorunu olan “kronik derin ven trombozu” ve uygun tedavi edilmemesi sonrası gelişen “post-trombotik sendrom” hakkında bilinmesi gereken çok önemli bilgiler vermek istiyorum.

Kronik (geç dönem) derin ven trombozu (DVT), kronik toplardamar tıkayıcı hastalıkların önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Toplardamarların pıhtı ile tıkanmasından itibaren 1 ay geçtiğini ifade eder. Günümüzde özellikle akut derin ven trombozunun tanısının geç konulması, tedavisinin doğru ve etkili şekilde yapılamaması nedeniyle kronik DVT ve post-trombotik sendrom sıklıkla görülmektedir. Post-trombotik sendrom bir yandan fizyolojik ve psikolojik olarak hastayı olumsuz etkilerken, DVT tedavi maaliyetleri de sağlık harcamaları içerisinde (ekonomik iş gücü kaybı ile beraber) ciddi bir tutar oluşturmaktadır.

Her Derin Ven Trombozu Geçiren, Post-trombotik Sendrom Oluyor Mu?

Bu soruya vereceğimiz cevap: HAYIR. Post-trombotik sendromun gelişimi için bazı önemli risk faktörleri mevcuttur. Bunların arasında; pıhtıya bağlı tıkanıklığın özellikle karnın içine doğru devam etmesi yani iliak venlerin tıkanması, anlamlı rekanalizasyon gelişmemesi, derin ven trombozunun tam olarak iyileşmemesi veya sonradan bir veya birden fazla tekrarlaması bulunmaktadır. Post-trombotik sendrom sonrasında oluşan damar içindeki tahribat; kısmi tıkanıklıktan, tam tıkanıklığa kadar değişen bir tablo gösterir. Özellikle akut dönemde, girişimsel tedavide gecikilmesini takiben, derin topladamar içindeki kapaklarda ortaya çıkan tahribat ve gelişen derin venöz yetmezlik, post trombotik sendroma gidişi hızlandırır. Bu nedenle her zaman vurguladığımız üzere; Akut derin ven trombozunda, kapak harabiyeti gelişmeden önce yapılacak tedavi yani “zaman”çok önemlidir.

 

Derin Ven Trombozunda Kollateral Dolaşımın önemi

Özellikle karın içindeki Kollaterallerin (yan damarların) oluşumları ve kan akımına katkıları post-trombotik sendrom gelişimi için çok önemlidir. Karın içi (iliak) toplardamar tıkanıklığı olan hastaların ancak %30-40’ında kollateraller gözlenir. Özellikle, venografi (toplardamar yapılarının incelenmesi için yapılan anjiografik görüntüleme) sırasında saptadığımız bu damarlar, iliak toplardamarın başarılı olarak açılması ve stentlenmesi sonrasında ortadan kaybolmaktadırlar. Yüksek dirençli ve tortüyöz halde gelişen bu kollaterallerin, derin ven trombozu sırasında, karşı bacaktaki toplardamar sistemine kan akımını yönlendirdikleri

düşünülmektedir. Trombozun bulunduğu toplardamarın stent ile açılması sonrasında düşen basınca bağlı olarak kan akımı normal akış yönüne dönmektedir.

 

Kronik Derin Ven Trombozunda Gelişen Toplardamar Hipertansiyonu 

Kronik derin ven trombozundaki en önemli patoloji, toplardamar içerisinde artmış olan yüksek basınç olup, buna “Venöz Hipertansiyon” adı verilir. Post-trombotik sendromlu hastaların ilerleyen dönemlerinde özellikle ayak bileği, iç tarafında gözlenen açık akıntılı yaralar ve kalıcı renk değişikliği (hiperpigmentasyon), aslında venöz hipertansiyona bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

Kronik DVT hastalarının çoğu, varis yarası (venöz ülser) ve bacakta siyahlaşma gelişene kadar hastalığın ciddiyeti hakkında fikir sahibi değillerdir. Yaranın ortaya çıkması, travma, sellülit, ileri derecede venöz yetmezlik veya yeni gelişen bir derin ven trombozu atağına bağlıdır. Bu nedenler, hastalığın hızla ilerlemesine ve kötüleşmesine neden olur. 

 

Kronik Derin Ven Trombozu Tedavisi

Kronik derin ven trombozu’nun girişimsel tedavisi; özellikle CEAP skorlamasında 3 ve üstü skorlara sahip olan, konservatif tedavi yöntemlerinin (varis çorabı ve kan sulandırıcı ilaçlar) başarısız olduğu, aktif yada iyileşmiş ülseri bulunan, hayat kalitesi oldukça düşük çok ilerlemiş yakınmaları bulunan hastalara uygulanmaktadır.

 

Kronik DVT tedavisi için günümüzde hala çoğu merkezde kan sulandırıcı ilaçlarla yapılan klasik tedavi yöntemleri uygulanmakta ise de; venöz stent teknolojisi ve minimal invaziv anjiografik yöntemlerin gelişimlerine bağlı olarak, kronik derin ven trombozu tedavisi de hızla değişime uğramaktadır. Venöz Cerrahi ile ilgili yüksek deneyime sahip merkezlerde ve tecrübeli ellerde, kronik derin ven trombozu artık tedavisi olmayan hastalıklar grubunda değildir. Etkin ve güvenli şekilde uygulanan anjiografik tedavi yöntemleri ile yüzgüldürücü uzun dönem sonuçlar alınmaktadır.

 

Bir sonraki yazımda sizlerle, kronik derin ven trombozu tedavisinde girişimsel tedavi yöntemlerinin ayrıntılarını ve venöz stentleme hakkında merak edilenleri paylaşacağım.

Sağlıkla kalın.

 

Prof.Dr.Mert Dumantepe

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı