Başlıklar

Gebeliğe Bağlı Görülen Toplardamarın Pıhtı ile Tıkanması

Gebeliğe Bağlı Görülen Toplardamarın Pıhtı ile Tıkanması

Hem Bebeğin Hem Annenin Hayatını Riske Atıyor.

Derin Ven Trombozu (DVT) vücudun, derin toplardamarları içerisinde pıhtı oluşumu ile seyreden bir durumdur. Pıhtılar, kanın akışkanlığının değiştiği ve kümeleşmeye eğilimin olduğu durumda oluşur. Yıllık olarak görülme sıklığı her 10.000 kişide 5-20 hasta arasında değişmektedir. İnsidansı, 60 yaş üzerinde %1’ e kadar yükselmektedir.

Gebelikte Derin ven trombozu

Hamilelik döneminde salgılanan hormonlar ve kan miktarının artması ile toplardamar içinde pıhtılaşma (tromboz) riski artar. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde hem bebeğin hemde rahmin büyümesi ile kasık toplardamarlarına olan baskı, pıhtılaşma risklerini daha da arttırır. 1.000 hamile kadından yaklaşık 2-3 tanesi hamileyken veya doğum yaptıktan sonraki ilk 2 ay içinde (Postpartum dönem) Derin ven trombozu yaşar.

Gebelikte Derin Ven Trombozunun ilaçla tedavisi

American College of Chest Physicians (ACCP) ve Türk Damar Cerrahisi klavuzu; gebelikte DVT tedavisi için subkutan Düşük Molekül Ağırlıklı Heparin (DMAH) veya intravenöz unfraksiyone heparin (UFH) kullanarak tedaviye başlanmalıdır önerisinde bulunmaktadır. Daha iyi bir güvenlik profili ile daha etkili olması ve kullanım kolaylığı nedeniyle kan sulandırıcı iğneler gebelikteki en önemli ve yegane kan sulandırıcı ilaçlardır.

Gebelerde akut DVT tespit edildiğinde en az 3 ay tedavi edici doz kan sulandırıcı ilaç önerilmektedir. Doz daha sonra profilaktik doza düşülerek doğum sonrası en az 6 hafta daha DMAH kan sulandırıcı iğneleri devam edilmelidir.

DMAH’ler molekül büyüklükleri sebebiyle plasentayı geçmeyip, fetal kanamaya ve teratojenite gibi komplikasyonlara yol açmazlar. Warfarin (Coumadin), teratojenik olduğu için gebelikte kullanılmaz. Yeni kuşak Kan Sulandırıcılar (Xarelto, Pradaxa, Eliquis) gebelerde kullanımı ile ilgili yeterli veri olmadığı için gebelikte kullanımından kaçınılması önerilmektedir.

Derin ven Trombozunda en yeni tedavi yöntemleri

DVT’nun geleneksel tedavisi kanın sulandırıcı ilaçlar (antikoagulanlar) kullanılması ile sağlanır. Kan sulandırıcı ilaçlar, pıhtı genişlemesini ve embolizasyonu (pıhtıdan kopan bir parçanın başka organlara gitmesini) etkin bir şekilde engeller; ancak pıhtının kendisini eritici etkileri yoktur. Bu nedenle derin ven trombozu gelişen hamile hastalar gebelik dönemi boyunca bacaklarında erimeden kalan kronik pıhtılar ve Akciğer embolisi riski ile yaşarlar.

Modern tıptaki gelişmeler ve kateter yöntemleri sayesinde erken dönemde direk pıhtının içine girilerek, aktif şekilde pıhtı erimesinin sağlananıp damar tamamen açık hale getirilebilmektedir. Bu yöntemler kateterlerle pıhtıyı eritici ilaçların tıkalı damara verilmesi ya da pıhtının kateterler yoluyla parçalanması ya da direk aspirasyon kateterleri ile pıhtının aspire edilmesini içermektedir.

 

Anjiografik Yöntemler Gebeliğin Her Ayında Uygulanabilir mi?

Derin ven trombozu tedavisinde kullanılan anjiografik yöntemlerin tamamı anjiografi cihazları ve contrast madde ile “Radyasyon” altında uygulanabildiğinden özellikle bebeğin organlarının geliştiği ilk 3 ay’da (Organogenez dönemi) uygulanması mümkün değildir. Anjiografik tedaviler ilk 3 ayda uygulandığı takdirde bebeğin kaybedilmesi yada sakat kalması riskleri vardır. Bu nedenle gebeliğin erken haftalarında derin ven trombozu gelişen hastalar; ya kan sulandırıcı iğnelerde doğuma kadar oldukça riskli ve zorlu bir hamilelik dönemi geçirirler, yada dvt’ye bağlı anne hayatını riske eden bir durum geliştiğinde anjiografik işlemle pıhtının alınmasını takiben gebelik sonlandırılır.

Modern Anjiografi Cihazlarının avantajları nelerdir?

Gebeliğin 24. Haftasından sonra yeni geliştirilen Anjiografi cihazlarının sağladığı düşük radyasyonla görüntüleme sayesinde; hem pıhtıyı damardan uzaklaştırıp hem de bebeği yaşatabilmek mümkün olmakta. Teknolojideki ilerlemeler sayesinde, Robotik Anjiografi cihazları ile çok düşük radyasyon ile anjiografik işlemlerin yapılabilmekte, hastalara yüksek koruma özellikli kurşun önlükler giydirerek, Doppler ultrason desteği ile, standart bir akciğer filminin 20’de 1’i oranında çok düşük bir radyasyonla, güvenli bir şekilde anjiografik ameliyatlar Gerçekleştirilmektedir

İlk 3 Ayda Gelişen Derin Ven Trombozunda Tek Çare Gebeliğin Sonlandırılması mı?

Hayır değil… Tıp alanındaki teknolojk gelişmelere her gün bir yenisi ekleniyor. Gebeliğin ilk 3 ayında derin ven trombozu gelişip toplardamarlarında pıhtı oluşan hamile hastaları, Anjiografi cihazı kullanılmadan, “0 Radyasyon” altında Intra Vascular Ultrason (IVUS) adını verdiğimiz “damar için ultrason” yöntemiyle tedavi edip, bebek sağlığını riske atmadan pıhtıdan kurtarabiliyoruz. Böylelikle hem gebelik sağlıklı bir şekilde devam ederken, annenin pıhtıdan kopan bir parçaya bağlı “Akciğer embolisi”  gibi hayati riski çok yüksek bir hastalık gelişme riski ortadan kalkıyor, hemde zaman içinde kronikleşip, taşlaşan pıhtının toplardamara verdiği zarara bağlı gelişen post trombotik sendrom gelişme riski nerdeyse 0’a iniyor.

“Riskli durumlarda doğum sonrasında da en az 2 ay kan sulandırıcı kullanılmalı”

Gebelik döneminde bol bol hareket edilmesi ve bol su içilmesi gerekiyor. “Eğer risk faktörü varsa gebelik dönemi boyunca kan sulandırıcı iğnelerle pıhtı oluşmasının önüne geçilmeli çünkü pıhtı oluştuktan sonra tedavisi gerçekten güç. Özellikle son 3 ayda rahmin de basısıyla kan akışı iyice yavaşladığı için biz gebe hastaların çoğuna diz altı varis çorabı giymelerini öneriliyor ki dolaşım sağlıklı bir şekilde devam edebilsin. Ayrıca doğum sonrasındaki ilk 40 gün (postpartum dönem) pıhtı oluşması için belki en riskli dönem. Derin ven trombozlu hastaların çoğu, normal doğum ya da sezaryenden sonra hareketsiz kaldıkları dönemde bacakta pıhtı olduğunu ifade ederler. O yüzden  doğum sonrası dönemde mutlaka en az 2 ay boyunca kan sulandırıcıya devam edilmeli ve kompresyon çorapları giyilmedir.

Diğer Blog Yazılarımız

Pelvik Konjesyon Sendromu ve Gebelik İlişkisi

Pelvik Konjesyon Sendromu gözlenme oranı, doğum sayısı ile artmaktadır, özellikle birden fazla doğum yapan kadınlarda daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Devamını Oku +

D-Dimer Testi Nedir?

D-Dimer Testi; vücutta oluşan pıhtılaşma sırasında kan içine salınan bir maddenin ölçülmesi prensibine dayanır. 

Devamını Oku +

Kadınlarda Derin Ven Trombozu ve Akciğer Embolisi neden daha sık görülür?​

Pelvik Konjesyon Sendromu gözlenme oranı, doğum sayısı ile artmaktadır, özellikle birden fazla doğum yapan kadınlarda daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Devamını Oku +