Derin Ven Trombozu Gerçekleri

Derin ven trombozu (DVT) hakkında neler biliyorsunuz? Aşağıda, derin ven trombozu ile ilgili sayısal gerçekleri ve yorumlarımı bulabilirsiniz. DVT ile ilgili olarak, daha detaylı bilgi almak isterseniz web sitem üzerinden “derin ven trombozu” klasörü altındaki sekmelerden ayrıntıları okuyabilirsiniz.

1- DVT ve Akciğer embolisi, çoğu zaman farklı nedenlere bağlı olarak teşhisi konulamayan, oldukça ciddi, ancak önlenebilir hastalıklardandır. Bunun en önemli nedeni, her iki hastalığın da farklı hastalıklar ile karışabilmesidir. 

2- Amerika Birleşik Devletleri’nde, her yıl 900.000 yeni DVT hastası hastaneye başvurmaktadır.  Eklenen bu hastaların yaklaşık 100000’i, o yıl hayatını kaybetmekte, birçoğu da kalıcı problemler ile hayatına devam etmektedir

Amerika’da nerede ise tüm hastanelerde, özellikle de acil ünitelerinde Doppler ultrasonografisi bulunmaktadır. Acil hastalık teşhis yöntemlerinin bu kadar kolay ulaşılabilir ve yaygın kullanıldığı bir ülkede bile her yıl 900000 yeni hastanın eklenmesi oldukça düşündürücüdür. Bu durum teknolojiye rağmen derin ven trombozu ve akciğer embolisinin ayırıcı tanılarının kolay yapılamadığını göstermektedir.

3- DVT veya akciğer embolisi teşhisi konulan hastaların yaklaşık %10 ile %30’u, teşhis sonrası ilk 1 ay içerisinde kaybedilmektedir. Teşhisi sonrası erken dönem oldukça kritiktir. Özellikle, DVT sonrası ilk 1 ay, Akciğer embolisine bağlı ölüm riskinin yüksekliği açısından kritik bir dönemdir. 

4- Akciğer embolisi ilk belirtisi olan hastaların, %25’i (4 kişiden birisi) aniden ölecektir.

Derin ven trombozu gelişen hastaların arasında, ilk bulgu akciğer embolisi olanlar oldukça şansızdırlar. Bu hastaların %25’i maalesef tüm girişimlere rağmen kaybedilmektedir.

5- DVT tanısı konulan hastaların, yaklaşık 1/3’ünde uzun dönemde ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır. Derin ven trombozu sadece erken dönemde sorunlara neden olmamaktadır. Aynı zamanda, geç dönemde de karşımıza ciddi, yaşam kalitesini olumsuz olarak etkileyen durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu sorunların en başında ise; post-trombotik sendrom gelmektedir. Post-trombotik sendromun belirtileri arasında; bacakta şişme, ağrı, renk değişikliği, bacakta belirgin çap artışı ve venöz ülser yaraları gelmektedir. 

6- DVT teşhisi konulan ve sadece medical yolla tedavi edilen hastaların; yaklaşık %33’ünde, 10 yıl içerisinde DVT tekrar edecektir. Derin ven trombozunun ilaç ile tedavisi sonrasında, toplardamar içerisinde erimeden kalan pıhtıdan oluşan skar dokuları ve post trombotik trabekülasyonlar, tekrarlayan derin ven trombozu için oldukça önemlidir.

7- Tüm aktif kanser hastaları, derin ven trombozu ve/veya akciğer embolisi gelişimi açısından yüksek risk altındadırlar. Özellikle, hastanede yatan, ameliyat ile tedavi edilen veya kemoterapi ve/veya radyasyon alan hastalar DVT gelişim risklerinin çok yüksek olması nedeniyle, yakın takip edilmelidirler.

7- Ameliyat ile tedavi edilen kanser hastalarının %40 ile %70’ininde, kan sulandırıcı ilaç kullanılmazsa, bacak toplardamarları içerisinde derin ven trombozu gelişecektir.

Kanser hastaları, özellikle de cerrahi uygulanan kanser hastaları; derin ven trombozu açısından yüksek risk grubunu oluşturmaktadır. Bu hastaların içerisinde, yatarak tedavi edilmek zorunda kalanlar arasında derin ven trombozu gözlenme oranı daha da yüksektir.

8- Ameliyat ile tedavi edilen kanser hastalarında, eğer kan sulandırıcı ilaç ile pıhtı önleyici tedavi yapılmazsa %4 ile %10 oranında derin ven trombozu ve akciğer embolisi gözlenecektir 

Akciğer embolisi, özellikle uzun süre yatan hastalar arasında ciddi bir sorundur. Bu nedenle, özellikle hastanelerde, yoğun bakım ünitelerinde pıhtı gelişimini önlemek açısından ciddi önlemler alınmaktadır. Buna rağmen, akciğer embolisi oldukça ölümcül olabilmektedir. Akciğer embolisi gelişen her 100 hastanın %5’in de yüksek riskli ve mortalitesi yüksek akciğer embolisi gelişmektedir.

Sağlıkla kalın…

Prof.Dr.Mert Dumantepe