444 55 44 Menu

Akciğer Embolisi Nedir?


Eğer toplardamar içinde oluşan kan pıhtısı (trombüs) ilk oluştuğu yerden koparak ayrılır ve toplardamar içerisinde seyahat eder ise bu gevşek pıhtı “emboli” olarak adlandırılır. Emboliye sebeb olan bu pıhtı parçasının, kan akımı ile akciğere taşınıp, doğal kan akımını kapatmasi olayına ise “pulmoner (akciğer) emboli” adı verilir. Pulmoner emboli, yaşamı tehdit eden tedavi edilmediğinde akciğerleri ve diğer organların çalışmasını da etkileyen oldukça ciddi bir sorundur. Pulmoner emboliye sebep olan pıhtıların pek çoğu, bacak yada uyluk bölgesindeki derin toplardamarlardan köken alır.

Akciğer Embolisi Neden ve Kimlerde Olur?

Akciğer Embolisi

Akciğer Embolisi (Pulmoner Emboli) Nedir?

Akciğer embolisi; akciğerler atardamarlarının, dolaşımdaki bir kan pıhtısı sebebiyle tıkanmasıdır. Toplardamar içinde oluşan kan pıhtısı (trombus) ilk oluştuğu yerden koparak ayrılır ve toplardamar içerisinde seyahat eder. Emboliye sebeb olan bu pıhtı parçasının, kan akımı ile akciğere taşınıp, akciğer kan dolaşımını durdurması olayına ise “Akciğer embolisi” adı verilir.

Akciğer embolisi, yaşamı tehdit eden, tedavi edilmediğinde akciğerleri ve diğer organların çalışmasını da etkileyen çok ciddi bir hastalıktır. Akciğer embolisinbe sebep olan pıhtıların pek çoğu, bacak yada uyluk bölgesindeki derin toplardamarlardan köken alır. Akciğer embolisi önlenebilir hastane ölümlerinin ilk sırasında yer alır.

Akciğer Embolisi neden olur?

Genel olarak derin ven trombozu gelişimine neden olan tüm faktörler potansiyel olarak akciğer embolisi nedenidir. Bu nedenler şu şekilde özetlenebilir.

1) Toplardamarlardaki kan akımının yavaşlamasına neden olan durumlar (İmmobilite)

*Yavaş akan kanın normal akan kana göre pıhtı oluşturması daha olasıdır. 2-2.5 saatten daha uzun süren genel anestezi altındaki işlemler sonrasında eğer önlem alınmazsa DVT görülme ihtimali yüksektir.
*Kalça çıkığı gibi büyük ortopedik ameliyatlar ve kırık sonrasında bacağın sert bir alçı içine alınması
*Yoğun bakım unitesinde uzun süre immobil yatan hastalar
*Uçak, tren veya otobüs/araba ile uzun (12 saat ve daha fazlası) seyahatler

2) Toplardamar iç duvarında (endotel) hasar olması

*Vaskülit (Toplardamarda enflamasyon) gibi bazı durumlar ve bazı ilaçlar (örneğin, bazı kemoterapi ilaçları) toplardamar duvarona zarar verebilir ve pıhtı gelişmesi riskini arttırır.
*Toplardamarda hasar oluşumu, damar içi enjeksiyon sonucunda meydana gelebilir. Bu durum hastanede (damara intravenöz kateter takılan) bir serum tedavisi uygulanmasından sonra oluşabilir. Eroin gibi damara enjekte edilen maddeleri kullananlar da toplardamar hasarı görülebilir, bu da DVT’nin daha sık oluşmasına yol açar. Özellikle yasadışı maddeleri bacak veya kasıklarına enjekte etmeleri halinde bu durum yaşanır.

3) Kanın normalden daha kolay pıhtılaşmasına neden olan durumlar (trombofili)

*Bazı nadir görülen kalıtımsal bozukluklar da kanın normalden daha kolay pıhtılaşmasına yol açabilir. Bu hastalıkların başlıcaları FV Leiden mutasyonu, AT III eksikliği, Protein-C eksikliği, Protein-S eksikliği, Antifosfolipid antikorları olan durumlardır. Genç yaşta DVT, sık sık tekararlayan DVT, ailede DVT öyküsü olası, anormal damarlarda DVT, gebelikte DVT ve tekrarlayan düşük gibi gebelik sorunları olan hastalarda pıhtılaşmaya eğilim yaratan bir hastalıktan şüphenenilmelidir.
* Östrojen içeren doğum kontrol hapı ve hormon replasman tedavisi (HRT)kanın daha kolay pıhtılaşmasına yol açabilir.
*Kanser veya kalp yetmezliği olan kişilerde risk artmıştır. Bazen DVT henüz kanser tanısı koyulmamış olan bir bireyde meydana gelir. DVT’nin sebebinin ne olduğunu araştırmak için yapılan tetkikler altta yatan nedenin kanser olduğunu ortaya çıkarabilir.
*Hamilelik döneminde salgılanan hormonlarla ve kan volumunun artması ile DVT riski artar. 1.000 hamile kadından yaklaşık 1 tanesi hamileyken veya doğum yaptıktan sonraki yaklaşık altı ay içinde DVT yaşar.
*Obesite, erkek cinsiyet ve dehidratasyon (vücudun susuz kalması) derin ven trombozu ve akciğer embolisi riskini arttıran diğer faktörlerdir.

Akciğer Embolisi Belirtileri Nelerdir?

Belirtiler pıhtının ne kadar büyük veya küçük olduğuna, pıhtının ana akciğer atardamarlarının tıkayıp-tıkamamasına ve kişinin akciğer fonksiyonlarına ve diğer mevcut hastalalıklarına bağlşı farklı şekillerde ortaya çıkar.

Küçük bir akciğer embolisi genelde hiçbir belirti göstermeden basit bir sırt ağrısına neden olabildiği gibi aşağıdaki bulgularada yol açabilir.

*Nefes alamama: Çok hafiften bariz nefes darlığına kadar farklı derecelere olabilir.
*Plöresiz: Nefes alma esnasında hissedilen batıcı tipte göğüs ağrısı. Çoğunlukla derin nefes alamadığınızı hissedersiniz zira ağrı, duraklayarak nefes almanıza neden olur. Bu durum pıhtının akciğer etrafındaki çeperi (plevra) tahriş edebilmesi sebebiyle yaşanır.
*Hemoptizi: Öksürükle kan gelmesi.
*Hafif ateş.
*Taşikardi: Kalbin hızlı atması olarak bilinir.

Masif bir akciğer embolisi veya çoklu emboli (çok sayıda pıhtı) şunlara yol açabilir:

*Ciddi nefes darlığı.
*Göğüs ağrısı – büyük bir emboli’de ağrı göğsün merkezinde, göğüs kemiğinin arkasında hissedilebilir.
*Hipotansiyon: Bayılacakmış gibi hissetme, iyi hissetmeme veya kollaps. Bunun sebebi; büyük bir pıhtının kalbe ve kan dolaşımına engel olması ve böylece kan basıncının fazlaca düşmesine yol açmasıdır.
*Nadiren de olsa masif akciper embolisi, SAğ kalp yetmezliği ve Kardiyojenik şoka bağlı, kan pompalamanın durduğu ani kalp durmasına (kardiyak arest) yol açabilir. Bu durum kalp yeniden çalıştırılmaya uğraşılsa bile ölümle sonuçlanabilir.

Akciğer embolisi nasıl teşhis edilir?

Akciğer Embolisi tanısından çoğunlukla, belirtiler ve tıbbi öykünüz baz alınarak şüphelenilir. Örneğin büyük cerrahi ameliyat geçiren, hastaneden immobilize olan, ardından ani nefes darlığı yaşayan bir kimsenin PE geçirmesi olasıdır.

Teşhisi teyit etmeye yardımcı olması amacıyla çeşitli testler kullanılabilir.

Bacak toplardamar Ultrasonu: Doppler ultrason, bacak damarlarındaki akışı ve varsa kan akışı önündeki bir blokajı görüntülemek için kullanılır. Pıhtının seviyesi, büyüklüğü, yaklaşık oluşum zamanı (Akut-Kronik?) ve uzanımı hakkında çok önemli bilgileri verir. Ultrason kullanımı oldukça kolay, ağrısız, çabuk sonuç veren ve girişimsel olmayan bir testtir. DVT tespit edilirse bu durumda PE’nin diğer belirtilerin (mesela nefes darlığı veya göğüs ağrısı) sebebi olduğu farz edilebilir. Gerek DVT gerekse PE’ye yönelik tedavi derhal başlatılabilir. Kateter yollu girişimsel bir tedavi planlanacaksa hem DVT hem PE için aynı anda planlanmalıdır ve hastaya vena cava filtresi mutlaka konulmalıdır.

D-dimer kan testleri: Bu test, bir kan pıhtısının parçalanmasıyla oluşan parçacıkları tespit eder. Seviye ne kadar yüksekse damarda bir kan pıhtısı olma ihtimali o kadar fazladır. Maalesef pek çok diğer durumda da bu test pozitif sonuç verebilir, örneğin kısa süre önce cerrahi geçirmişseniz veya hamileyseniz. Bu sebeple testin pozitif olması DVT veya PE tanısı koydurmaz. Fakat bu test bir kan pıhtısına sahip olmanızın ne denli olası olduğunu gösterebilir (bu pıhtı, DVT veya PE olabilir) ve başka tetkiklerin gerekip gerekmediğine karar vermeye yardım edebilir.

Ekokardiyografi (Kalp Ultrasonu): Bu test masif PE’si olabilecek kişiler için önemldir çünkü akciğerdeki büyük pıhtıları ve/veya bunların kalp üzerindeki etkilerini gösterebilir. Özellikle pıhtının ana akciğer atardamarlarını tıkadıgı masif PE durumlarında “Sağ Kalp Yüklenme” bulgularını ortaya çıkararak hastalıgının şiddetini ve mortalite riskini belirlemede çok önemli rol oynar. Ayrıca kateter yollu hızlı bir tedavi gerekip gerekmediğine hastanın eko bulguları eşliğinde karar verilebilir.

BT Anjiografi: Bilgisayarlı tomografi ile akciğer anjiografisi günümüzde Akciğer Embolisi için “altın standart” tanı yöntemidir. Çok hızlı bir şekilde sonuç vermesi; hayati riski olan hastalarda hızlı bir şekilde tedaviye başlanabilmesi açısından çok önemlidir. Kontrast madde eşiğinde yapılan bu tomografi ile akciğerin hangi damarında, ne büyüklükte bir pıhtı oluştugu (Masif ?-Submasif ?), nereye kadar uzandıgı, akciğer dolaşımını ne kadar engellediği ve varsa akciğerde enfarktüs gelişip gelişmediği konusunda çok önemli bilgileri verir. Eş zamanlı olarak kalpte görüntülendiği için sağ kalp yüklenmesi ve kalp yetmezliği gelişip gelişmediği konusunda da yardımcı olur.

Genel testler: Kalp, akciğer ve kan üzerinde başka testler çoğunlukla yapılır. Bunlar teşhiste yardımcı olabilir veya başka durumlar olduğunu ortaya çıkarabilir:

EKG (kalp grafisi): sık uygulanır. Amacı PE ile kalpte oluşan yorgunluk belirtilerini aramaktır. Ayrıca yine PE ile oluşabilecek normal dışı kalp ritimleri, mesela atriyal fibrilasyon (AF) aramak için de yapılabilir. Pulmoner emboliye ait bazı EKG değişikliklerini görmekte tanıya katkıda bulunur.

Kan testleri: Kalp krizi, enfeksiyon veya enflamasyon işaretleri aramak için yapılan kan testleri. Ayrıca atardamar kan gazı analizi ile kandaki oksijen seviyesinin kontrol edilmelidir.

Akciğer Filmi: Pnömoni (zatüre) ve diğer göğüs hastalıklarının ekarte edilmesi için kullanılır. Nadirende olsa akciğer embolisine spesifik bazı işaretler Akciğer filminde görülebilir ( Diafram elevasyonu, Humpton Hörgücü, kama şeklinde enfarktüs alanı vb)

Akciğer Embolisi Sınıflaması

Minör Akciğer Embolisi
En sık görülen ve nispeten daha selim olan gruptur. Emboli Akciğerin uç dallarını tutmuştur ve ana akciğer atardamarında pıhtı yoktur. Hasta stabil şekilde sırt ağrısı ve nefes darlığı ile doktora başvurur. Genellikle girişimsel tedavi gereksinimi olmaz ve hasta kan sulandırıcı ilaçlarla tedavi edilir.

Submasif Akciğer Embolisi
Akciğerin ana dalları tutulmuştur, hafif bir sağ kalp yetmezliği tablosu görülmekle beraber hastanın tansiyonu ve nabzı normaldir yani hemodinamik açıdan stabildir. Şok tablosu ve kalp durması görülmez. Bu hastada tedavi kararı ekokardiyografi bulguları, anjiografik olarak pıhtının yoğunluğu ve yerleşim yerine bakılarak karar verilir.

Masif Akciğer Embolisi
En nadir görülen, ancak en ölümcül olan embolidir. Büyük miktarda pıhtı her iki ana akciğer atardamarını tıkamıştır ve hasta şok tablosunda, tansiyon düşüklüğüyle, bazende kalbi durmuş ve kalp masajıyla hayata döndürülmüş şekilde bize ulaşır. Bu hasta grubunda hastanın kaybedilme riski olay anında %60-70‘leri bulmaktadır ve tedavi için kaybedilen her saniye hastanın geri dönüşümsüz faza geçişine katkıda bulunur. Hızlıca girişimsel tedavi planlanmaz ve akciğer atardamarını tıkayan pıhtı dolaşımdan temizlenmezse kısa süre içinde hasta kaybedilir.

Akciğer Embolisi Medikal Tedavisi

Akciğer embolisinin geleneksel tedavisi heparin ile antikoagülasyonu takiben kan sulandırıcı tablet şeklindedir. Antikoagülasyon çoklukla kanın inceltilmesi olarak bilinir. Ne var ki aslında kanın incelmesi demek değildir. Kandaki bazı kimyasalları değiştirir ve böylece pıhtıların kolayca oluşmasını durdurur. Bazı insanların yanlış biçimde zannettiği gibi; oluşan pıhtının çözülmesini sağlamaz. Antikoagülasyon mevcut Akciğer Embolisi’nin daha da büyümesini ve yeni pıhtıların oluşmasını engeller. Daha sonra vücudun kendi iyileşme mekanizması pıhtıyı dağıtmak için çalışmaya başlayabilir.

Antikoagülasyon tedavisi, genellikle test sonuçları beklenirken pıhtının daha kötüleşmesini önlemek amacıyla derhal başlatılır (Pulmoner emboli’den şüphe edilir edilmez).

Antikoagülasyon ilaçları, iki şekilde sunulur; enjeksiyonlar ve tabletler

1. Enjekte edilebilir şeklin adı heparin’dir (veya düşük moleküler ağırlıklı heparin (LMWH) isimli benzer enjeksiyonlar). Standart heparin intravenöz yolla verilir (IV) yani doğrudan koldaki bir damaryolundan verilir. Yüksek riskli pulmoner embolilerde ve ayrıca bazı tıbbi sorunları olan hastalarda (mesela böbrek yetmezliği) kullanılır. Düşük molekül ağırlıklı heparinler daha sıklıkla kullanılırlar. Daha güvenli ilaçlar oldugu klinik çalışmalar ile kanıtlanmıştır

2. Warfarin” (Coumadin) en sık kullanılan oral antikoagülan ilaçtır. Ancak warfarin tabletlerinin tam etki göstermesi birkaç gün sürer. Bu sebeple ilk birkaç gün boyunca (genellikle beş gün) ani etki için warfarinin yanı sıra heparin enjeksiyonları gerekir. Warfarin dozu‘nun tam doğru alınması çok önemlidir, böylece kan kolayca pıhtılaşmaz ancak doz fazla da olmamalıdır çünkü kanama sorunlarına yol açabilir. Warwarin alırken, Uluslararası Normalleştirilmiş Oran (INR) adı verilen düzenli bir kan testi yaptırmanız gerekecektir. INR, kanınızın pıhtılaşma becerisini ölçen bir kan testidir.

3. Sistemik trombolitik tedavi Streptokinaz, Ürokinaz ve Alteplaze gibi pıhtı eritici ilaçlarla damar yolundan vücuda kısa sürede yüksek miktarda trombolitik ilaç verilerek yapılan tedavi şeklidir. Etkileri heparin ve warfarinden daha güçlüdür. Ancak yüksek dozdaki kan sulandırıcı etkisi nedeniyle major kanama riski (Beyin kanaması, mide kanaması vb) nedeniyle artık terkedilmeye yüz tutmuş bir tedavi şeklidir.

Akciğer Embolisi Yeni (Anjiografik) Tedavi Yöntemleri

Kan sulandırıcı tedavi pıhtının yayılımını ve embolizasyonu etkin bir şekilde engeller ancak pıhtı kitlesini eritici etkisi yoktur. Klasik tedavi yöntemi ile tedavi edilen hastaların büyük bir kısmında, pıhtı eritici etkinin olmaması; Akciğer atardamarları içindeki pıhtının kalıcı olmasına, uzun dönemde kronik akciğer atardamarı hipertansiyonu gelişmesine, kalıcı kalp ve akciğer hastalıkları gelişimine yol açmaktadır.

Aynı derin ven trombozunda olduğu gibi geliştirilen yeni kateter yöntemleri sayesinde akciğer embolisinde de perkütan yöntemlerle, erken dönemde, direk pıhtının içine girilerek, aktif şekilde pıhtı erimesinin sağlanması ile bu mortalitesi çok yüksek hasta grubunda yüz güldürücü sonuçlar alınabilmektedir. Bu yöntemler literatürde;

“Ultrason Aracılı Kateter yollu trombolitik tedavi” denilen kateterlerle pıhtıyı eritici ilaçların tıkalı damara özellikli kateterlerle (EKOSTM) verilmesi yada

“Farmako-Mekanik Trombolitik tedavi” denilen pıhtının kateterler (AngiojetTM) yoluyla parçalanarak aynı zamanda pıhtı eritici ilacın verilmesi yada

“Motorlu aspirasyon kateterleri” ile pıhtının yüksek bir rotasyonel kuvvetle aspire edilmesini sağlayan “Aspirasyon Trombektomi” yöntemleridir.

Sıkça Sorulan Sorular

Eğer toplardamar içinde oluşan kan pıhtısı (tromboz) ilk oluştuğu yerden koparak ayrılır ve toplardamar içerisinde seyahat eder ise emboli olarak adlandırılır. Eğer emboli akciğerlere ulaşarak damar sistemini tıkar ise akciğer embolisi olarak isimlendirilir.
Akciğer embolisi ölümlere yol açabilen bir durumdur. Hastaların büyük çoğunluğunda derin ven trombozundan kopan kan pıhtısının (emboli) akciğerlere ulaşması ile meydana gelir.
Antikoagulasyon kan pıhtılaşmasının engellenmesidir. Antikoagulan ilaçlar antikoagulasyon sağlayan ilaçlar olup, kan incelticiler olarak da bilinirler. Gerçekte bu ilaçlar oluşmuş pıhtıyı eriterek yok etmekten ziyade oluşmuş pıhtının büyümesine ve kan içinde yeni pıhtıların oluşmasına engel olurlar. Antikoagulasyon sağlamak için en yaygın kullanılan ilaçlar heparin, düşük molekül ağırlıklı heparinler ve varfarindir.
Antikoagulan kullanan hastalar kolayca kanayabilir. Kanama burun kanaması, diş etlerinden kanama, adet kanamasının artması, idrar veya dışkıda kan görülmesi, ciltte morarmalar olması veya kusma ile kırmızı veya kahverengi renkte kanama olması şeklinde her bölgede görülebilir. Bazen kanama iç organlarda da oluşabilir. İç organlarda oluşan kanamalarda ani fenalık hissi, bel veya karın ağrısı görülebilir. Bu tip yakınmaların mevcudiyetinde hekim ile görüşülmelidir.
Yumuşak diş fırçalarının kullanılması, sakal traşı için jilet yerine traş makinesi kullanılması, makas, bıçak gibi sivri ve kesici cihazlar kullanılır iken özellikle dikkat edilmesi, travmalara sebep olabilecek temas sporlarından kaçınılması, ağrı kesici olarak aspirin ve romatizma ilaçlarının kullanılmaması önerilir. Ağrı tedavisi için mutlaka ağrı kesici kullanılması gerekli ise parasetamol içeren ağrı kesiciler tercih edilmelidir.
Antikoagulan ilaçlar ile tedavi en az üç ay süre ile uygulanmaktadır. Tromboz yatkınlığı yönünden tespit edilen risk faktörü uzun süreli hareketsizlik gibi geriye dönüşümlü bir neden ise bu risk faktörünün ortadan kalkması halinde hekiminiz üç ay süreli bir tedaviyi yeterli görebilir. Bilinen nedeni olmayan ilk venöz tromboz hallerinde de en az üç ay süreli tedavi verilmelidir. Üç aydan sonraki uygulamalarda ilacın yol açtığı kanama riski ile ilaçtan beklenen pıhtı oluşumunu engelleyici etki birlikte göz önünde bulundurularak karar vermelidir. Bazı hastalarda kalıtımla geçiş gösteren bazı risk faktörlerinin mevcudiyeti veya iki veya daha fazla venöz tromboz atağı geçirilmiş olması gibi haller söz konusu olduğunda tedavi süresi ömür boyu da olabilmektedir.
Varfarin (ticari ismi Coumadin) tablet şeklinde hazırlanmış antikoagulasyon yapan (kanı incelten) bir ilaçtır. Kanın normalde pıhtılaşmasından sorumlu olan ve K vitamini aracılığı ile karaciğerde üretilen bazı pıhtılaşma faktörlerinin üretimini bozarak pıhtı oluşumunu engelleyici etki gösterir.
Varfarin tedavisinin etkili olabilmesi için ilacın dozunun sürekli olarak kontrol altında tutulması ve doz ayarlamasının yapılabilmesi için de protrombin zamanı denilen tahlilin yapılması gereklidir. Venöz tromboz bulunan hastalarda bu ilaç için tercih edilen protrombin zamanı (INR) tahlilinin uygun düzeyi 2,0-3,0 arasındadır. Tahlil sonucu bu düzeyin altında iken ilaç yeterli etkiyi göstermez. Aksine tahlil sonucu bu düzeyin üzerinde ise kanama olasılığı çok artar.
Bazı gıdalar ve katkı maddeleri varfarinin etkisini değiştirir. Bu nedenle, ilaç dozunda önemli değişimler yaşanmaması için hastaların diyetlerinde önemli değişiklikler yapmamaları gerekir. K vitamininden zengin gıdaların (ıspanak, lahana, kara lahana, Brüksel lahanası, brokoli, şalgam, marul) tüketilmesi varfarinin etkisini azaltır. Bu gıdalardan kaçınmak yerine her hafta eşit miktarlarda tüketilmesi önerilir. Alkol tüketimi de ilaç düzeylerini değiştirebildiğinden dikkatli kullanılmalıdır.
Kullanılan birçok ilaç, bitkisel ürün ve vitamin varfarin düzeylerini değiştirebilmektedir. Bu nedenle yeni bir ilacın, bitkisel ürünün veya vitaminin kullanımı gerekli olduğunda hasta mutlaka hekimine danışmalıdır.
Kan pıhtılaşmasını engelleyici ilaçların başlanması sonrası yakınmalar kontrol altına alınır alınmaz hastanın ayağa kalkması ve yürümesi tavsiye edilir. Çalışmalar ayağa kalkan ve yürüyen hastalarda akciğer embolisi gibi risklerin artmadığını, aksine yürüyen hastaların kendilerini çok daha iyi hissettiğini göstermektedir. Yürünmediği zamanlar tromboz olan damarın bulunduğu bacağın vücut seviyesinden yukarıda tutulması önemlidir.
Kemik veya eklem cerrahisi veya kanser nedeni ile ameliyat yapılması planlanan hastalarda antikoagulan ilaçların verilmesi kan pıhtılarının oluşma riskini azaltır. Ameliyat sonrası riski daha az olan hastalarda kanı inceltici ilaçların tatbiki yerine varis çorabı kullanılması gibi uygulamalar daha çok tercih edilir. Tüm hastalar için ameliyat sonrası erken dönemde ayağa kalkma kan pıhtılarının oluşumu riskinin azalması nedeni ile özellikle önerilir.
Uzun süreli yolculuklar venöz tromboz oluşma riskini 2-4 kat arttırır. Altı-sekiz saatten uzun süreli hava yolculukları başta olmak üzere tüm yolculuklar için her 1-2 saatte bir ayağa kalkılması ve yürünmesi, seyahat esnasında sigara kullanmaktan kaçınılması, baskı oluşturmayan rahat giysilerin tercih edilmesi, bacakların sık olarak kasılıp gevşetilmesi, oturma pozisyonunun sık değiştirilmesi, sıvı kaybının önlenmesi ve bu amaçla tercihen alkol içermeyen sıvıların içilmesi, varis çoraplarının kullanımı ve uzun süreli hareketsizliğe yol açabilecek yatıştırıcılar ile alkol kullanımından kaçınılması önerilir.
İLETİŞİME GEÇİN

İLETİŞİM FORMU